Türkiye’ye karşı yöneltilen Ermeni soykırım iddialarının hız ve ivme kazandığı günümüzde bu kampanyalara karşı ne yapılması gerektiği 5-10 yıl öncesine göre çok daha hararetli bir biçimde tartışılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve bir çok sivil toplum örgütü bu konuda bir çok çalışma yapmaktadırlar. Fakat Türkiye’yi savunmak adına yapılan çalışmaların ne kadar etkili olduğu tartışmalıdır. Bunun en büyük göstergesi Batı’da Türkiye aleyhine işleyen parlamentolardan aleyhimize çıkan karar sürecinin işlemeye devam etmesidir. Türkiye ve Türklere yüklenmek istenen soykırım iftirasından kurtulmak için meseleyi doğru analiz etmek yapılabilecek en önemli iştir. Bu iddianın siyasi, hukuki, tarihi, sosyal ve kültürel boyutları vardır. Türkiye Cumhuriyeti ve sivil toplum örgütleri meselenin bütün boyutları ile ilgilenmek zorundadırlar, fakat meselenin çıkış noktası ve nihai amacını göz önünde bulundurmadan savunmaya yönelik tepkisel faaliyetlere yönelecek olursak büyük ihtimalle faydalı işler yapılsa da enerjimizi etkin ve verimli kullanmış olmayacağız.
Öncelikle Ermeni soykırım iddiasının Batı’nın politik amaçlarına ulaşmak için ortaya attığı bir araç olduğunun kavranması çok önemlidir. Çünkü bu kavrayış, bizi öncelikli olarak karşı tarafın kim olduğu konusunda tereddütten kurtaracaktır. Türk basınında hâkim anlayışın ve bazı çevrelerin dayatmalarının tersine Ermeni soykırımı projesinin sahibi, ne Ermeni diasporası ne de Ermenistan’dır. Bu durum öncelikli olarak idrak edilirse Türkiye’nin politikaları da buna uygun olarak şekillenecektir. Bize karşı yürütülen bu harekâtın merkezini yani karargâhını doğru tespit etmeden tali unsurlarla uğraşırsak hiçbir zaman bu saldırıyı durdurmamız mümkün olmayacaktır. Zaten Batılı devletlerin istediği de budur. Türkiye’nin geçmişini ve bugününü ipotek altına alabilecek, tazminat ve toprak verilmesine kadar gidebilecek şekilde Türkiye’yi politik açıdan baskı altında tutan bu söylemlerin kaynağı Batılı ülkelerdir. Batı istemeden Ermeni diasporası hiçbir ilerleme kaydedemez. Ermeni diasporası ancak Batılı devletlerin izin verdiği ölçüde etkin olabilir. Diaspora veya lobicilik abartıldığı kadar etkili olsaydı Batılı devletleri uzun vadeli hedefleri olmayan demokratik söylemlerle politikaları kolayca etkilenen ülkeler olarak kabul etmek gerekirdi. Diasporanın söylemleri bulundukları ülkelerin çıkarları ile örtüştüğü sürece hayat hakkı bulabilir. Ermeni nüfusa göre çok daha fazla Türk nüfusun yaşadığı ülkelerde bile Türkiye aleyhine yürütülen projenin parçası olarak Ermeni soykırımı ile alakalı kararların kabul edilmesi bunun en büyük delilidir.
Ermeni meselesinin arkasında diaspora Ermenilerinin olduğu söylemi, Türkiye’nin bu meselede kendisine karşı yapılan haksız saldırılara karşı koyamaması ve enerjisini boşa harcaması için pompalanan sanal bir propagandadır. Avrupa devletleri ve Ermenistan somut ve adresi belli karşı propagandalar geliştirebilecek ve çeşitli yaptırım uygulanabilecek olgulardır. Fakat diaspora denilen olgu hemen hemen Türkiye’nin hiçbir yaptırım uygulamayacağı yani posta adresi olamayan fatura kesemeyeceğimiz bir hasımdır. Diasporanın etkisini inkâr etmek yanlış olacaktır.
Fakat bugün için Ermeni meselesinin karargahı ve esas karar alıcısı diaspora olmadığı gibi bugün onlar açısından kazanılan başarılar ve alınan mesafenin müsebbibi de diaspora değil, Batılı devletlerin siyasi amaçları için onların söylemlerini kullanmak istemeleridir. (1)
Adresi belli olmayan bir hasma fatura kestiğimiz sürece, “adres bulunamadı” şeklinde gönderdiğimiz postalar geri gelecektir. Bunun için adresini bildiğimiz ve bu işin esas müsebbibi ve yönlendiricisi olan ülkeleri hedef almak nihai amacımıza ulaşmak için daha etkili bir yöntem olacaktır. Ermeni meselesinin niçin doğru teşhis edilmediği konusunda değişik tahminler yapmak mümkündür. Batının Türkiye üzerinde yürüttüğü beşinci kol faaliyeti bunun başlıca etkenlerinden birisi olarak gözükmektedir. Fakat meseleyi doğru teşhis ettiği zaman kapsamlı ve uygulaması zor sorumluluklarla karşı karşıya kalacak siyasi kadrolar meseleyi öteleyerek gelecek nesillere bırakmakta ve böylece sorumluluktan kaçmaktadırlar. Sorumluluktan kaçmasının gerekçesi de bazen Batılı devletlere karşı yürütülen faaliyetlerin başarılı olamayacağı şeklinde izah edilmektedir. Bu izah aynı zamanda Tanzimat’tan beri Türk aydınının Batıya karşı içinde bulunduğu ruh halinin bir şekilde dışa vurumu olarak da kabul edilebilir. Fakat bu anlayış ile, Türkiye’nin savunma refleksine baştan bilerek ya da bilmeyerek zarar verilmektedir.
Ermenistan ile Diasporanın Ayrıştırılması
Yine Türkiye’de bir çok çevre Türkiye’ye karşı yürütülen saldırının faturasının Ermenistan’a kesilmemesi için elinden geleni yapmaktadır. Bu da bir aldatmacadır. Ermenistan devletinin Türkiye’ye karşı saldırgan bir tutum içerisinde olduğu açıktır. Hal böyle iken sırf basının etkisi ile Ermenistan üzerinden yürütülen Türkiye’nin hayati menfaatleri ile tamamen örtüşen izolasyon politikalarından vazgeçmek Türkiye’nin Batı destekli sivil toplum örgütleri ve beşinci kol faaliyetleri ile bertaraf edilebilecek güçsüz bir ülke olduğu izlenimi verecektir. Halbuki elindeki güç çok fazla olan Türkiye’nin sadece bu gücün farkında olup, bunu kullanacak iradeyi göstermesi gerekmektedir.
Türk’ün Türk’e Propagandası Yalanı
Türkiye’de Ermeni meselesi ile alakalı tarihi gerçeklerin Türk halkına anlatılması Türk’ün Türk’e propagandası ve faydasız girişimler adı altında engellenmeye çalışılmaktadır. Her şeyden önce Ermeni meselesini kendimize, halkımıza yani Türklere anlatmamız gerekmektedir. Biz bu meselede içeride ne kadar birlik ve beraberlik içerisinde olursak, dışarıda da elimiz o kadar kuvvetli olacaktır. Ayrıca tarihini ve atalarının başına ne geldiğini bilmek bu milletin bütün fertlerinin hakkı olduğu gibi, bunları anlatmak da Türk tarihçilerinin birinci vazifesidir.
1.Belçika’da Mayıs 2006 tarihinde Ermeni soykırımını inkâr etmeyi suç sayan bir yasa teklifi Parlamento’ya sevk edilmek üzere iken Türkiye’nin siyasi baskısını hafifletmek ve meseleyi bir hak arama şeklinde göstermek için Belçika’da bulunan birkaç pasif Ermeni derneğine müracaat dilekçesi imzalattırılarak talebin onlardan geldiği imajı yaratılmasına çalışılmıştır. Keza Almanya’da alınan soykırım kararının da bu ülkedeki Türk grupların yetersizliğinden ve Ermeni diasporalarının etkinliğinden değil de Alman devletinin siyasi hedefleri doğrultusunda gerçekleştiği apaçık ortadadır.
Türkiye içinde “Türkler Ermenilere soykırım yapmıştır” söyleminin bilimsel görüş olarak sunulması ile başlayan süreç ağırlık kazanacak olursa tarihi gerçeklerin üstü propaganda ile örtülmüş olacağı gibi, Türkiye’de bile “soykırım yoktur” demek suç haline getirilebilinir…Böyle bir iftirayı kendi kendine kabul etmesi mümkün olmamalıdır.
Batılı Devletlerin Ermeni Meselesi ile Elde Etmek İstedikleri Nelerdir?
Kısa vadede Türkiye’nin baskı altında tutulması ve konjonktürel politik kazanımlar elde edilmesi, Türkiye’nin ve Türklerin “öteki” imajını güçlendirerek kendi kamuoylarında Türkiye’ye karşı yürütülecek politikaların ahlaki zemininin hazırlanması, Doğu’nun kötülüğü, barbarlığı ve gayri medeniliğinin tescillenmesi suretiyle Batı medeniyetinin “ötekisinin” canlı tutulması ve ortak düşmana karşı Batı’nın birliğinin korunması amaçlanmaktadır(…)
Alınabilecek Tedbirler
Ermeni meselesi konusunda yapılabilecekleri siyasi ve diğerleri başlığı altında 2’ye ayırmak mümkündür. Ermeni meselesinin çeşitli boyutlarını anlatan kitap, film, belgesel, müzik vb. çalışmaların değişik dillerde dünyanın farklı bölgelerinde dağıtılması hiç şüphesiz yapılması gereken ilk şeydir. Fakat bu faaliyetlerin Türk Cumhuriyetleri ve komşu İslam ülkeleri dışındaki ülkelerde çok büyük etki yapmasını beklememek lazımdır. Gelişmiş Batılı devletlerin aydınları ve halkının dışarıdan özellikle Türkiye gibi öteki konumundaki bir ülke tarafından etkilenmesi (2) veya yönlendirilmesi pek mümkün gözükmemektedir. Bizim ormanımızı yakanın ormanını yakmadığımız, bizim ülkemizde provokasyon yapanların ülkesinde provokasyon yapmadığımız sürece bu süreçleri durdurmak mümkün değildir. Uluslar arası ilişkiler mütekabiliyet esasına dayanmaktadır. Bu mütekabiliyet ayrıca tarihi sürecin tabiatının bir gereğidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendi toprakları ve egemenliği üzerinde planları olan güç odaklarına karşı etkili ve caydırıcı mesajlar vermediği taktirde sadece tarihi araştırmalarla ve ilmi yayınlarla yani gerçeğin ortaya konulması ile bu meselenin biteceğini sanmak saf dillilik olacaktır. Çünkü Ermeni meselesi tabii olarak bir hak arama mücadelesi ve gerçeği bulma amacı ile ortaya çıkmamıştır. Türkiye Batılı devletlere “siyasi mesajınızı aldım ve cevabım şudur” demeden bu meselede gözle görülür bir mesafe kat etmesi mümkün gözükmemektedir.
Türkiye’nin soykırım konusunda yapabileceği bir karşı atak da, Türklere yönelik ve Batılı ülkelerin dünyanın değişik bölgelerinde yaptıkları soykırımların araştırılarak değişik dillerde bunlarla ilgili yayınlar yapılmasıdır.
2.Batılı devletler her ne kadar demokratik kitle iletişim araçlarına sahip gözükse de ortak toplumsal bilinç ve oto sansür gereği devlet menfaatlerine zıt fikirlerin devlete rağmen Batı’da kök salması ve uzun süre propagandasının yapılması zordur. Batı’da derin devlet ve derin millet bizdekinden çok daha kuvvetlidir.
Bize karşı yapılan soykırımların öğrenilmesi tarihi şuur açısından çok önemlidir. Batılı devletlerin yaptıklarının ortaya çıkarılması ve bunun propagandasının yapılması ise, bu saldırıya maruz kalan devletler nezdinde Türkiye’nin prestijinin artırılmasına ayrıca, Batılı devletlerin tarihi çarpıtarak Türkiye’ye isnat etmek istedikleri suçların zaten tarihlerinde mevcut olduğunu göstererek giriştikleri harekâtın psikolojik ve ahlaki zemininin zayıflatılmasına yardımcı olabilir.
Kaynakça:
BİLGİN Nuri, Siyaset ve İnsan, Bağlam Yayınları İstanbul 1997
KARACA Birsen, “Ermeni Sorununda Gözden Kaçırdıklarımızın Ermeni Basınındaki İzdüşümleri”, Ermeni Araştırmaları, Sayı 19, Sonbahar 2005, s.51-61
TÜRKÖZÜ H.Kemal (Haz.), “Osmanlı ve Sovyet Belgeleriyle Ermeni Mezalimi”, 3.baskı, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1995
Uluslar arası Terörizm ve Uyuşturucu Madde Kaçakçılığı, A.Ü. Basın yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü y., Ankara 1984
YILMAZ Durmuş, Fransa’nın Türkiye Ermenilerini Katolikleştirme Siyaseti, S.Ü. Vakfı y., Konya 2001
Kaynak: Bilal Koç (Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğrencisi) –(Öğrenci Gözüyle) Ermeni Sorununun Psikolojik Sosyolojik Hukuksal Boyutu Toplumlara Yansıması ve Alınabilecek Önlemler –Ödüllü Makale Yarışması-Gazi Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi (ATAUM)-Ankara 2008
|